Yorum yapmak için giriş yap.
Giriş yap(yarım kalan incelememin devamı) Sonunu getiren de o doğa olacaktır ya. Daha doğrusu, parlayan güneş. Meursault, Sintes ve Marie ile sahile gezmeye gider. Musa ve arkadaşları Sintes'e sataşırlar. Musa bıçak çıkarır ve Sintes'in dudağında yüzeysel bir yara açar. Kavga biter. Sintes'in silahı vardır. Meursault, Sintes Musa'yı vurmasın silahı alır ve tek başına sahilde yürüyüşe çıkar. Musa'yı kumların üzerinde, şelalenin yanında uzanırken görür. Göz göze gelirler. Musa bıçağını cebinden çıkarır. Meursault da silahını. Bakışırlar. Güneş, bıçağa vurup Meursault'nun gözünü kamaştırır. Meursault önce bir el ateş eder. Duraksar. Sonra dört el daha ateş eder. Bu detay önemlidir. Çünkü ilk el ateşin bir anlamı vardır. Meursault, Musa'nın çıkardığı bıçağı hayati tehdit olarak algılamıştır. Ancak, sonraki dört el ateşin hiçbir anlamı yoktur. Ölmüş bir adama ateş etmeyi açıklayabilecek hiçbir şey yoktur. Camus'nün hayatı tanımlayışı kadar absürttür bu eylem.
İşte burası, filmin ikinci kırılma noktasıdır. Mahkemede hâkim ve savcı, Meursault'un eyleminin arkasında bir neden aramaktadır. Savcının hararetli suçlamasının asıl sebebi cinayet değildir. Bir Fransız sömürgesinin hukuk düzeninde, bir Arap'ın canının değeri yoktur. Ancak, zanlı, katletme eylemine bir sebep ya da hiç değilse pişmanlık emaresi göstermek zorundadır. Yoksa geriye tek bir ihtimal kalacaktır: Meursault'un canavar olması. Evet, Meursault, o mahkemede, annesinin cenazesi ardından gözyaşı dökmediği için yargılanır. Birkaç yıl hapis ya da kürek cezasıyla kurtulabileceği bir suçtan, jüri üyeleri onun duygusuz bir canavar olduğuna karar verdiği için, idam cezası alır. Burada açık bir tezat ve saçmalık vardır. İnsan canına değer vermeyen ama değer veriyormuş gibi görünen bir sistem ve toplum, bir cana kıydığı için değil yeterince üzülmediği için bir insanı yargılar. Sanki duygulanmak insanın elindeymiş ya da vicdani bir görevmiş gibi. Meursault'u yabancılaştıran da aslında tam
da toplumun bu tezatıdır. Filmin kitaptan ayrıldığı nokta, Fransız sömürgeciliği ve hukuk sistemi eleştirisine daha çok eğilmesiydi. Mesela hatırladığım kadarıyla kitapta Arap karakterin bir ismi yoktu. Kitabı okurken Meursault'a odaklanmıştım, filmi izlerken savcıya, avukata, cezaevi sahnelerine, hatta filmin açılışındaki Cezayir sahnelerine de dikkat ettim. Yönetmenin bu tercihini beğendim. Özetle, izlenesi bir film.