Sinema nedir unutacağım kadar uzun zamandır, film izlemiyordum. Tercihimi YouTube'da Dastaan-e Om Shanti Om şarkısına rastladıktan sonra merak ettiğim bu Bollywood filminde kullandım. Om (Shahrukh Khan), film yıldızı olma hayalleri kuran fakir bir gençtir. O dönemin en meşhur kadın oyuncusuna, "rüyalar kızı" Shantipriya'ya (Deepika Padukone) hayrandır. Ne var ki Shanti'nin kalbi, ünü her geçen gün yükselen, para hırsıyla dolu yapımcı Mukesh'tedir (Arjun Rampal). Mukesh, Shanti'nin başrol oynayacağı Om Shanti Om filmi için büyük bir set inşa ettirmişken set yanar, Shanti ortadan kaybolur. Bu felaketin ardındaki gerçekler ise otuz yıl sonra ortaya çıkacaktır. *Ayrıca "shanti" Sanskritçede "iç huzuru" anlamına gelir ve "om shanti om", içsel barış için söylenen bir mantradır. Komedi-dram dengeli bir şekilde işlenmişti. Kurgu olarak kusursuz değildi, "Sahne mi atlamış ya, ne oldu burada şimdi" dedirten bazı yerleri vardı. Klişeler vardı, senaryo tahmin edilebilirdi ama izlemesi eğlenceliydi. Elbette ki her Hint filmi gibi enerji yükseltecek bolca müzik ve dans vardı. Genel olarak sevdiğim bir film oldu.

Om Shanti Om
Film · 2007
Şehr-i Bad (Kötü Şehir) adında hayali bir şehirde geçen bu filmde, geceleri sokaklar ıssızdır. Bu sokakların tek daimi sakini, uzun siyah örtüsüyle gezen bir kadındır. Bir vampir... Ama korkmayın. Vampir, bir adalet savaşçısı ve yalnızca kadınlara haksızlık yapan erkeklerin peşinde. Siyah-beyaz atmosferi ve harika müzikleriyle kendini izleten bu Farsça filmin senaryosunun güçlü olduğu söylenemez. Yalnız, sadece müzikleri için bile izlemeye değer. Ha bir de kedi var. 🐈

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız
Film · 2014
İlk Azeri-Türk ortak yapımı olan ve Elçin Efendibey'in aynı adlı romanından uyarlanan bu film için ne yazık ki olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Çaldıran Savaşı sırasında bir Han'ın oğlu ile bir keşişin kızı arasında geçen bir aşk hikayesi. Mahmut, savaşçı babasının ve üvey ağabeyinin aksine "barışçı, sevgi dolu, sanatsever" bir karakter; ancak onunla empati kuramıyor ve takdir edemiyorsunuz. Çünkü Mahmut öyle abartılı olarak işlenmiş ki sanki 1500'lerde değil 2018'de yaşayıp Twitter kullanan bir genç. Döneminden kopuk. Ne yazık ki Meryem de Mahmut'tan daha inandırıcı bir karakter değil. Görüldüğü çok az zaman diliminde doğayla iç içe kuzusunu seven bir kadın mı yoksa zihinsel engelli bir çocuk mu olduğu ikileminden kurtulamıyorsunuz. Diğer tüm karakterlerde de abartı hissediliyor. Senaryo çok dağınık, karakterlerin ekranda kalma süresi dengesiz - önceki cümlede de dediğim gibi kadın baş karakter erkeğe göre çok çok az görünüyor - ve ana hikayeye katkısı olmayan gereksiz yan karakterler var, onları izlemek çok yorucu. "Senaryo kötü ama..." diye bir cümleye başlamak isterdim. Tarihi bazı filmlerin senaryosu iyi olmasa bile dönemin atmosferini yaşatabilir ama bu filmde kesinlikle öyle bir şey yok. Kostümler kötü, mekanlar kötü, dekorlar kötü - şehir parklarında gördüğümüz turuncu çiçekler olur ya ondan doğaya yerleştirmişler -, oyunculuklar kötü... Kısacası 2,5 saatinizi ayırıp da bu filmi izlemeniz için hiçbir neden yok.

Mahmut ile Meryem
Film · 2013
Görsellik ve oyunculuklar iyi ancak senaryo çok zayıf olduğu için bu güzel özellikler filmi kurtarmaya yetmiyor. Karakter kalabalığı ve olay dağınıklığı var. Film beni sarmadı, tavsiye etmiyorum.

Fantastik Canavarlar: Grindelwald'ın Suçları
Film · 2018
Çocukluğundan beri hep gülümseyen, gülümsüyormuş gibi duran bir yüzün sahibi Aziz bir kütüphanede çalışmaktadır. Oturduğu apartmana bir anne ile küçük kızı taşınır. Bir kaza sonucu küçük kız uyuyakalır. Aziz'in uyandıracak bir masala ihtiyacı vardır artık... Sıcacık, masal tadında bir Çağan Irmak filmi. Saf sevgiyi anımsamak isteyen herkese tavsiye ediyorum.

Prensesin Uykusu
Film · 2010
Psikolojik gerilim türündeki bu filmi “Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi” cümlesiyle özetleyebiliriz. Mima Kirigoe bir pop idolüdür. Oyuncu olmak için şarkıcılık kariyerinden vazgeçme kararı almıştır. Popülerliği yakalamak için sektörün birtakım gereklilikleri vardır. Reytingleri artıracak bir tecavüz sahnesinde oynamak veya dergilere çıplak pozlar vermek gibi... Mima bu yaptıklarından sonra kendini tanıyamamaya başlar. Acaba gerçek Mima kimdir? Pembe elbisesinin içinde mükemmelleştirilmiş o şirin pop şarkıcısı mı? Yoksa oyuncu olmak için “pis işleri” yapan mı? Bir de takıntılı hayranı vardır Mima'nın, Me-mania adında. Me-mania'nın odası pop şarkıcısı Mima'nın posterleriyle kaplıdır. Me-mania, Mima'yı takip eder, “Gerçek Mima”nın ona e-posta yazıp yardım istediğine inanır ve Mima adına bir web sitesi açıp her gün onun ağzından yazılar yazar. Oyunculuk işine başından beri karşı çıkan menejeri Rumi, Mima'ya bu websitesini göstermiştir. Derken “İdol Mima”, adeta hayalet gibi bu üç kişinin hayatına girer. Me-mania'yla konuşup emir verir, Mima'nın karşısına çıkıp hesap sorar ve Rumi'nin... Neyse... İzleyip görün. Filmde kullanılan teknik, özellikle filmin ikinci yarısında Mima'nın gerçeklik algılarını yavaş yavaş yitirişini size de yaşatıyor. Sahneler aniden kesiliyor. İzlediğiniz sahne gerçek mi yoksa rüya mı anlamak zorlaşıyor. Filmdeki bazı sahneler oldukça sanatsal ve akılda kalıcıydı. Kendini Mima sanan Rumi'nin gerçek Mima'yı kovalarken vitrine yansıyan yüzü... Rumi'nin kamyon çarpmak üzereyken, farları sahne ışığı zannedip kollarını kaldırması... Türün sevenlerine şiddetle tavsiye ediyorum bu filmi.

Mükemmel Mavi
Film · 1998
Ömrünü bir sevdaya, arayış ve umuda adamak ve hepsini bir anahtara sığdırmak... Film, bir belgeselci ve kameramanın, inzivaya çekilmiş yaşlı bir oyuncunun evine röpörtaj yapmak için gitmesiyle başlar. Belgeselci, oyuncunun hayranıdır ve delicesine heyecanlıdır. Ayrıca belgeselcide oyuncuya ait bir nesne vardır: eski bir anahtar. Yaşlanmasına rağmen güzelliğini koruyan oyuncunun içinde her daim genç kalan duygular anahtarla birlikte bir kez daha ortaya çıkar. Yaşlı kadın hayatını savaş yıllarında geçen çocukluğundan itibaren anlatmaya başladığında, kameraman ve belgeselciyle birlikte uzun bir yolculuğun içine gireriz. Aktristin çocukluğu, oynadığı filmler; filmlerdeki ninjalar, geyşalar, samuraylar, prensesler ve askerler; filmlerin içi ve gerçek hayat; geçmiş ve şimdi iç içe akar. Görüntüler bir pergelin ayağı gibi tarihleri ve yerleri dolaşırken, sabit ayağı ise daima taze kalan bir aşk ve arayıştadır. Bittiğinde gözümden yaşlar süzülüyordu. İyi ki böyle bir film var.

Milenyum Aktrisi
Film · 2002
Sıkışmışlığa dair bir film. Francesco Dellamorte, Buffalora adındaki bu kasabada bir mezarlık bekçisidir. Kasabadan hiç dışarı çıkmamıştır. Kasabadakiler ona mühendis diye hitap etse de ya da mezarlıkta hoşlandığı kadına biyolog olduğuna dair yalan söylese de liseyi bile bitirememiştir aslında, hayatında sadece iki kitabı olmuştur ve birini hiç bitirememiştir, diğeri de telefon rehberidir zaten. Gnaghi adında konuşamayan zihinsel engelli bir yardımcısı vardır. Canlılardan çok ölüleri tanır Dellamorte. Mezarlıktaki asıl işi de öldükten birkaç gün sonra ayağa kalkan hortlakların kafasını uçurmaktır. Mizah ve korku ögelerinin harmanlandığı bu filmin en güçlü yanı kasvetli atmosferiyle birlikte çekim açıları, görüntü ve sanat yönetmenliği bence. Hatta bazı yerleri tam ekran görüntüsü alıp tablo yapmalık. Mantık arayanlara pek hitap etmese de anlara, sahnelere ve repliklere odaklandığında keyif alınabilecek bir film. Komedi yanı korku yanına daha baskın. Bolca çıplaklık, seks ve kan içerdiği konusunda da uyarayım. Filmin ismindeki gibi (della morte, dell’amore) aşka ve ölüme dair bir film. Zombilere, sevişmeye, sevmeye ve kaybetmeye. Ve hiç çıkılmayan bir kasabaya.

DellaMorte DellAmore
Film · 1994
İtalya’da küçük bir balıkçı adasında iyi kalpli, mahcup, okur-yazarlığı az genç bir adam, Mario Ruoppolo balıkçılık yapmak istememekte, başka bir iş aramaktadır. Derken posta ofisinin bisikletli postacı aradığını görüp başvurur. Görevi, adada yaşayan bir şaire mektuplarını götürmektir. Şili’den siyasi görüşleri nedeniyle kaçmak zorunda kalan büyük şair Pablo Neruda o şirin adada misafirdir. Mario, Pablo sayesinde şiirle, aşkla, metaforlarla ve içindeki şairle tanışacaktır. Naif ve sımsıcak bir film. “Şiir onu yazana değil, ihtiyacı olana aittir.” “Bir insan olmaktan yoruldum.”

Postacı
Film · 1994
2020'lerin teknoloji nimetlerinden tümünden yararlanan Ennio kendisini teknolojinin ilerleyişinin yeni milenyuma geçerken durdurulduğu alternatif bir 2023'te bulur. Artık her şey 90'lardaki gibidir. Film kiralama dükkanları, telefon kulübeleri, Nokia 3310'lar vardır; 56k modemle müzik albümü indirmek bir hafta sürer, telefon çaldığında internet kesilir, yazıcılar masaları yerinden oynatır. Ennio ise yapay zeka olmadan gününü planlamalı, park sensörü olmadan arabasını park etmeli ya da buluşacağı kadınları sosyal medyadan stalk'lamadan etkilemeye çalışmalıdır. Kendisini analog bir dünyada bulan baş karakter bir yandan eski dünyasına dönmenin yolunu ararken diğer yandan eskiden yaşadığı dijital dünyanın sahteliğini de fark etmeye başlar. Eğlenceli bir bilimkurgu filmi.

Il migliore dei mondi
Film · 2023